Mekkî · 50 ayet
المُرۡسَلَاتِ
Mürselât Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 77. suresidir. Mekkî bir suredir ve 50 ayetten oluşur.
فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا
fel`âṣifâti `aṣfâ.
Meali, 1–7. ayetlerle birlikte 7. ayetin altında verilmiştir.
وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا
vennâşirâti neşrâ.
Meali, 1–7. ayetlerle birlikte 7. ayetin altında verilmiştir.
فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا
felfâriḳâti ferḳâ.
Meali, 1–7. ayetlerle birlikte 7. ayetin altında verilmiştir.
فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا
felmülḳiyâti ẕikrâ.
Meali, 1–7. ayetlerle birlikte 7. ayetin altında verilmiştir.
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
`uẕran ev nüẕrâ.
Meali, 1–7. ayetlerle birlikte 7. ayetin altında verilmiştir.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ
innemâ tû`adûne levâḳi`.
1–7. ayetlerin meali
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ
feiẕe-nnücûmü ṭumiset.
Yıldızların ışığı giderildiği zaman,
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ
veiẕe-ssemâü füricet.
Gök yarıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ
veiẕe-lcibâlü nüsifet.
Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ
veiẕe-rrusülü üḳḳitet.
Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
lieyyi yevmin üccilet.
Bu, hangi güne bırakılmıştı?
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ
liyevmi-lfaṣl.
Hüküm gününe bırakılmıştı.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.
Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
elem nühliki-l'evvelîn.
Meali, 16–17. ayetlerle birlikte 17. ayetin altında verilmiştir.
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ
ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn.
16–17. ayetlerin meali
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
Suçlulara böyle yaparız.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ
elem naḫlukküm mim mâim mehîn.
Meali, 20–22. ayetlerle birlikte 22. ayetin altında verilmiştir.
فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ
fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn.
Meali, 20–22. ayetlerle birlikte 22. ayetin altında verilmiştir.
إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ
ilâ ḳaderim ma`lûm.
20–22. ayetlerin meali
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ
feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn.
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ.
Meali, 25–26. ayetlerle birlikte 26. ayetin altında verilmiştir.
أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا
aḥyâev veemvâtâ.
25–26. ayetlerin meali
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا
vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Yalanlamış olanların vay o gün haline!
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ
inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.
Meali, 30–31. ayetlerle birlikte 31. ayetin altında verilmiştir.
لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.
30–31. ayetlerin meali
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ
innehâ termî bişerarin kelḳaṣr.
Meali, 32–33. ayetlerle birlikte 33. ayetin altında verilmiştir.
كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ
keennehû cimâlâtün ṣufr.
32–33. ayetlerin meali
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn.
Bu, onların konuşamayacakları gündür.
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
velâ yü'ẕenü lehüm feya`teẕirûn.
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
hâẕâ yevmü-lfaṣl. cema`nâküm vel'evvelîn.
"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ
fein kâne leküm keydün fekîdûn.
"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Yalanlamış olanların o gün vay haline!.
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ
inne-lmütteḳîne fî żilâliv ve`uyûn.
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
vefevâkihe mimmâ yeştehûn.
Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.
Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
külû vetemette`û ḳalîlen inneküm mücrimûn.
Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
veiẕâ ḳîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn.
Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.
Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?
Mürselât
Mişârî Râşid el-Afâsî