Mekkî · 30 ayet
الفَجۡرِ
Fecr Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 89. suresidir. Mekkî bir suredir ve 30 ayetten oluşur.
وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ
veşşef`i velvetr.
Herşeyin çiftine de, tekine de and olsun;
وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ
velleyli iẕâ yesr.
Meali, 4–5. ayetlerle birlikte 5. ayetin altında verilmiştir.
هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌۭ لِّذِى حِجْرٍ
hel fî ẕâlike ḳasemül liẕî ḥicr.
4–5. ayetlerin meali
Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ
elem tera keyfe fe`ale rabbüke bi`âd.
Meali, 6–8. ayetlerle birlikte 8. ayetin altında verilmiştir.
إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ
irame ẕâti-l`imâd.
Meali, 6–8. ayetlerle birlikte 8. ayetin altında verilmiştir.
ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَٰدِ
elletî lem yuḫlaḳ miŝlühâ fi-lbilâd.
6–8. ayetlerin meali
Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?
وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ
veŝemûde-lleẕîne câbu-ṣṣaḫra bilvâd.
Meali, 9–12. ayetlerle birlikte 12. ayetin altında verilmiştir.
وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ
vefir`avne ẕi-l'evtâd.
Meali, 9–12. ayetlerle birlikte 12. ayetin altında verilmiştir.
ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَٰدِ
elleẕîne ṭagav fi-lbilâd.
Meali, 9–12. ayetlerle birlikte 12. ayetin altında verilmiştir.
فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ
feekŝerû fîhe-lfesâd.
9–12. ayetlerin meali
Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ
feṣabbe `aleyhim rabbüke sevṭa `aẕâb.
Rabbin onları azap kırbacından geçirmiştir.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ
inne rabbeke lebilmirṣâd.
Doğrusu Rabbin hep gözetlemektedir.
فَأَمَّا ٱلْإِنسَٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ
feemme-l'insânü iẕâ me-btelâhü rabbühû feekramehû vene``amehû feyeḳûlü rabbî ekramen.
Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman, o: "Rabbim beni şerefli kıldı" der.
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَٰنَنِ
veemmâ iẕâ me-btelâhü feḳadera `aleyhi rizḳahû feyeḳûlü rabbî ehânen.
Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbim bana hor baktı" der.
كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ
kellâ bel lâ tükrimûne-lyetîm.
Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunuz.
وَلَا تَحَٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
velâ teḥâḍḍûne `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.
Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.
وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًۭا لَّمًّۭا
vete'külûne-ttürâŝe eklel lemmâ.
Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.
وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّۭا جَمًّۭا
vetüḥibbûne-lmâle ḥubben cemmâ.
Malı pek çok seviyorsunuz.
كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّۭا دَكًّۭا
kellâ iẕâ dükketi-l'arḍu dekken dekkâ.
Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman;
وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّۭا صَفًّۭا
vecâe rabbüke velmelekü ṣaffen ṣaffâ.
Melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin buyruğu gelince,
وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍۢ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ
vecîe yevmeiẕim bicehenneme yevmeiẕiy yeteẕekkeru-l'insânü veennâ lehü-ẕẕikrâ.
O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne?
يَقُولُ يَٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى
yeḳûlü yâ leytenî ḳaddemtü liḥayâtî.
"Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım" der.
فَيَوْمَئِذٍۢ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌۭ
feyevmeiẕil lâ yü`aẕẕibü `aẕâbehû eḥad.
O gün, hiç kimse, Allah'ın azabettiği gibi azabedemez.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌۭ
velâ yûŝiḳu veŝâḳahû eḥad.
Hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.
يَٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ
yâ eyyetühe-nnefsü-lmuṭmeinneh.
Ey huzur içinde olan can!
ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةًۭ مَّرْضِيَّةًۭ
irci`î ilâ rabbiki râḍiyetem merḍiyyeh.
O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön!
فَٱدْخُلِى فِى عِبَٰدِى
fedḫulî fî `ibâdî.
Ey can! İyi kullarımın arasına gir.
وَٱدْخُلِى جَنَّتِى
vedḫulî cennetî.
Cennetime gir.
Fecr
Mişârî Râşid el-Afâsî